"Barajdan Sızanlar" sergisi, Salt Beyoğlu'nda sanatseverlerle buluştu
"Barajdan Sızanlar" sergisi, Salt Beyoğlu'nda sanatseverlerle buluştu
- Serginin programlayıcısı Gülce Özkara: - "Buradaki eserler hem araziyle farklı bir ilişki kuruyor hem de bunu estetik olarak farklı bir şekilde ele alıyor. Sergideki çalışmalar, birbiriyle farklı bakış açılarına sahip ama aynı yöne bakarken bile başka dallara ayrılıyor"
İSTANBUL (AA) - Doğu Akdeniz'den Körfez Bölgesi'ne uzanan coğrafyada arazi, hafıza ve arşiv ilişkisini mercek altına alan "Barajdan Sızanlar" sergisinin basın ön gösterimi Salt Beyoğlu'nda gerçekleşti.
Bölgenin görsel ve kültürel hafızasına ışık tutan sergide Türkiye'den Filistin'e, Lübnan'dan Tunus'a uzanan geniş bir bölgenin kültürel ve tarihsel katmanlarını araştıran sanatçıların eserleri görülebiliyor. Bölgenin kolektif hafızasını oluşturan unsurları ele alan sergi, modernite ve geleneğin kesişim noktalarını inceliyor.
Serginin programlayıcısı Gülce Özkara, doktora çalışmasının bir sonucu ve devamı olarak serginin ortaya çıktığını, çalışmanın temel olarak arazi ve arşiv arasındaki ilişkiye odaklandığını söyledi.
- "Sergi, sömürgeci pratiklerin ötesinde bir 'yerdeşlik' tahayyül ediyor"
Özkara projenin, "Araziye bir hafıza olarak yaklaşılabilir mi?" sorusu merkezinde şekillendiğini aktararak, "Bu sorudan yola çıkarak, her yerde aslında 'arazi'yi görmeye başladım diyebilirim. Bu noktada işbirliği halinde olduğumuz sanatçıların işleri ve sanatçıların kendileriyle diyaloğumu derinleştirerek serginin ana çerçevesini oluşturmaya başladım. Böylece arazi kavramı, benim için kavranabilir bir hal almış oldu." dedi.
Çalışmanın Doğu Akdeniz'den Körfeze uzanan bir coğrafyada, arazi kavramına dair farklı yaklaşımlara odaklandığını kaydeden Özkara, "Böylece çalışma bir süre sonra Türkçe ve daha çok Arapça konuşulan bir coğrafyada farklı ilişkilenme biçimlerine, ortak bir zemin ve tarihsel deneyim ile sömürgecilik geçmişine bakmaya başladı. Arazinin, sahip olduğu bu geçmişi ve ortaklığı taşıyan hem üzerine bastığımız bir zemin hem de sosyal ve kültürel ilişkileri taşıyan, onları bugüne aktaran bir zemin olduğuna yönelik farkındalık oluşmaya başladı." ifadelerini kullandı.
Gülce Özkara, serginin sanatsal olarak birbiriyle konuşan eserlerden oluştuğunun altını çizerek, şunları aktardı:
"Buradaki eserler hem araziyle farklı bir ilişki kuruyor hem de bunu estetik olarak farklı bir şekilde ele alıyor. Sergideki çalışmalar, birbiriyle farklı bakış açılarına sahip ama aynı yöne bakarken bile başka dallara ayrılıyor. Bu çalışma, herhangi bir kavramı öne çıkarmaktan ziyade, karşılaştığım işler ya da sanatçılarla diyalog içerisinde gelişti ve bunu son derece önemli buluyorum. Sergi bu anlamda sömürgeci pratiklerin ötesinde bir 'yerdeşlik' tahayyül ediyor. Proje, ulus-devlet sınırlarını aşan ortak tarihsel deneyimlerin ve coğrafyalar arası dayanışma imkanlarının peşinde, kolektif bir varoluş zemini düşlüyor."
- "Hafıza, çatlaklardan bugüne sızar"
Çalışmanın, yerdeşlik halinin meydana getirdiği ortak zeminin oluşumunda arazinin hafıza ve arşivle ilişkisini merkeze aldığını vurgulayan Özkara, "Barajlar, kanallar, petrol kuyuları, jeotermal santraller, gözetim sistemleri, baz istasyonları, fiziksel peyzajın yanı sıra onun etrafında şekillenen sosyal ve kültürel bağları da dönüştürür. Ancak toplumsal bellek yok olmaz, aksine araziye kazınır. Nehirler, bataklıklar, sokaklar, kahvehaneler hafızayı tutan birer arşiv haline gelir." görüşlerine yer verdi.
Özkara, "Barajdan Sızanlar" adının, insan hakları avukatı Noura Erakat'ın, "Barajı yarıp geçiyoruz, mücadeleye devam edin!" sözünden alındığını dile getirerek, "Sergi, altyapıları sadece bir tahakküm aracı olarak değil, sızıntıların ve direnişin metaforu olarak konumlandırıyor. Durağan görünen bir nehrin ansızın taşkına dönüşmesi gibi, hafıza da çatlaklardan bugüne sızar. Arazi, mülkiyetin, tahakkümün, kaynak sömürüsünün zemini olabildiği kadar hatırlamanın, bir araya gelmenin ve yerdeşlik kurmanın yollarını da barındırır." değerlendirmesinde bulundu.
Serginin geniş bir alanı farklı dinamikleriyle birlikte düşündüğünü sözlerine ekleyen Özkara, şöyle devam etti:
"Sömürgeci bir iç deniz projesinin Sahra'daki tortuları, telekomünikasyon ağlarının görünmez peyzajı, terk edilmiş bir gece kulübünden sızan ışıklar ve yüzyılların çöküşünü saniyelere sığdıran obrukların sesi mekanda birbirine karışır. Eski bir istihbaratçının Batı Asya'nın enerji haritasını belirleyen çöl rotalarından, nükleer felaketlerin arazide bıraktığı izlere, Avrupa'ya göçen işçilerin belleklerinde taşıdıkları manzaralardan, yok edilen Filistin köylerinin sınırlarını yeniden çizen inatçı kaktüs köklerine kadar nice anlatı müşterek bir zeminde buluşur."
Haig Aivazian, Monira Al Qadiri, Al-Wah'at Collective, Mehmet Ali Boran, Can Candan, Aslıhan Demirtaş, Alia Farid, Metincan Güzel, Emre Hüner, Evrim Kaya, Yelta Köm, Fredj Moussa, Dima Srouji, Aslı Uludağ ve Merve Ünsal’ın eserleriyle katkı sunduğu sergi 23 Ağustos'a kadar ziyaret edilebilecek.
Sergi, Hollanda Krallığı ve Feltouch'ın desteği, Asya International Movers, Bankerhan Hotel, Eureko Sigorta ve Jotun'un katkılarıyla gerçekleştirildi.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
