dask

Böbrek nakli ilk yıldan sonra diyalize göre sağlık harcamalarını yüzde 50 azaltıyor

Sağlık (AA) - Anadolu Ajansı | 06.11.2026 - 11:04, Güncelleme: 06.11.2026 - 14:38 17 kez okundu.
 

Böbrek nakli ilk yıldan sonra diyalize göre sağlık harcamalarını yüzde 50 azaltıyor

- Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen: - "Böbrek nakli özelinde konuşursak, birinci seneden sonra organ nakli yaptığımız hastaların devlete maliyeti, diyaliz tedavilerine göre yüzde 50 daha azalıyor. Çok dramatik bir farklılık oluşturuyor" - "Nakil yapabilirsek her sene devletin sağlık bütçesinden çok büyük bir kar elde edilmiş oluyor. Bu sadece bizim için değil, Batı ülkelerinde de böyle. Özellikle böbrek yetersizliğinin ileri aşamasında kullanılan diyaliz yöntemleri sağlık bütçesine çok fazla yük getiren tedaviler"
İSTANBUL (AA) - ŞADUMAN TÜRKAY - Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, böbrek naklinin hastaların yaşam süresi ve kalitesini artırmasının yanı sıra sağlık ekonomisine de önemli katkı sağladığını belirterek, nakil yapılan hastaların ilk yıldan sonra devlete maliyetinin diyaliz tedavisi gören hastalara göre yüzde 50 azaldığını bildirdi. Türkmen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, organ bağışının özellikle böbrek ve karaciğer gibi solid organların nakli açısından hem hastaların yaşamı hem de sağlık ekonomisi bakımından büyük önem taşıdığını belirtti. Böbrek naklinin diyaliz tedavisine kıyasla sağlık bütçesine önemli ölçüde katkı sağladığını dile getiren Türkmen, "Böbrek nakli özelinde konuşursak, birinci seneden sonra organ nakli yaptığımız hastaların devlete maliyeti, diyaliz tedavilerine göre yüzde 50 daha azalıyor. Çok dramatik bir farklılık oluşturuyor." dedi. Prof. Dr. Türkmen, diyaliz tedavisinde kullanılan sarf malzemelerinin büyük bölümünde yurt dışına bağımlı olunduğunu, diyaliz setleri ve makineleri gibi ürünlerin yurt dışından temin edildiğini söyledi. Organ naklinin birçok açıdan fayda sağladığını ifade eden Türkmen, şöyle konuştu: "Biz hekim olarak daha çok hastaların sağ kalımını, yaşam kalitesini düşünüyoruz. O konuda zaten tartışmasız en üstün yöntem organ nakli. Ama sağlık bütçesine ekonomik olarak da katkısı çok büyük. Nakil yapabilirsek her sene devletin sağlık bütçesinden çok büyük bir kar elde edilmiş oluyor. Bu sadece bizim için değil, Batı ülkelerinde de böyle. Özellikle böbrek yetersizliğinin ileri aşamasında kullanılan diyaliz yöntemleri sağlık bütçesine çok fazla yük getiren tedaviler." - "14 bin diyaliz hastasının en az yarısına nakil yapabilelim istiyoruz" Türkiye'nin organ nakli alanında önemli bir tıbbi birikime ve deneyime sahip olduğunu dile getiren Türkmen, canlı vericilerden yapılan nakillerde ülkenin dünyada ilk sırada olduğunu, kadavradan yapılan nakillerde ise aynı başarıyı gösteremediğini kaydetti. Türkmen, beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden organ bağışı yoluyla yapılan nakillerde Türkiye'nin dünya sıralamasında 25-30'uncu sıralarda yer aldığını aktardı. Türkiye'nin kadavradan organ bağışını artırabilecek sağlık altyapısına, hekim kadrosuna ve teknik donanıma sahip olduğunu belirten Türkmen, nakil yapan ve nakil sonrası hastaları takip eden ekiplerin niteliğinin yüksek olduğunu söyledi. Prof. Dr. Türkmen, organ nakli sürecinde bağışıklık sistemiyle ilgili olası doku reddini öngörmeye yardımcı laboratuvar testlerinin de başarıyla uygulanabildiğini anlatarak, "Bunu başaracak her şeyimiz var aslında. Çok büyük başarı öyküleri yazılabilir. Hekim kalitemiz çok iyi. Nakil yapan, nakil takip eden, nakille ilgili 'immünoloji' dediğimiz ret olaylarını öngören birtakım laboratuvar testleri gayet başarılı şekilde yapılabiliyor. Ama kadavradan bağış oranlarımız yetersiz. Kadavradan bağış oranlarının iyileştirilmesiyle daha fazla hasta diyaliz tedavisine ihtiyaç duymadan nakil olabilecek." değerlendirmesini yaptı. Türkiye'de her yıl yaklaşık 14 bin kişinin diyaliz tedavisine başladığını, buna karşılık yılda yaklaşık 3 bin 500 böbrek nakli yapılabildiğini belirten Türkmen, nakil sayılarının artırılması gerektiğini vurguladı. Türkmen, diyaliz ile böbrek naklinin hasta açısından kazanımlarının karşılaştırılamayacağını ifade ederek, "Temel prensip insanların sağlıklı ve uzun yaşaması. Diyalizle kıyaslanamayacak derecede böbrek naklinin avantajları var. Onun için istiyoruz ki bu 14 bin diyaliz hastasının en azından yarısına biz nakil yapabilelim." ifadelerini kullandı. - "Beyin ölümü gerçekleşen kişilerde 100 aileden yalnızca 20'si organ bağışına onay veriyor" Kadavradan organ bağışının düşük olmasının tek bir nedene bağlanamayacağını, toplumsal farkındalık ve bilinç düzeyinin bu konuda belirleyici olduğunu dile getiren Türkmen, Türkiye'nin bazı bölgelerinde bağış oranlarının Batı ülkelerindeki seviyelere yaklaştığını söyledi. Prof. Dr. Türkmen, Türkiye genelindeki bağış oranlarının başarılı bölgelerin seviyesine çıkarılması halinde önemli bir mesafe alınabileceğini ifade ederek, "Dünyada en iyi ülkeler bu konuda İspanya ve ABD. Oralarda milyon nüfus başına senede 50 civarında kadavra çıkarken, bizde 5 civarında. Onların 10 kat daha gerisindeyiz. Bunu iyileştirmek gerek." dedi. Organ bağışına ilişkin güven sorunları ve dini gerekçelerin de karar sürecini etkileyebildiğini dile getiren Türkmen, dini otoritelerin organ bağışının uygunluğuna ilişkin açıklamalarının toplumla daha istikrarlı biçimde paylaşılmasının önemine değindi. Türkmen, organ bağışının yalnızca belirli haftalarda gündeme gelmesinin yeterli olmadığını, farkındalık çalışmalarının sürekli hale getirilmesi gerektiğini, basının ve özellikle görsel medyanın bu konuda önemli sorumluluk üstlendiğini belirtti. Türkiye'de beyin ölümü gerçekleşen kişilerin ailelerinin yalnızca yüzde 20'sinin organ bağışına onay verdiğini aktaran Türkmen, "100 kişide beyin ölümü saptarsak 20 aile ancak organlarını bağışlıyor. Bunu 50'lere çıkarabilsek, 100 ailenin 50'si vefat eden yakınlarının organlarını verse zaten sorunumuz çözülüyor." dedi. Prof. Dr. Türkmen, beyin ölümü kavramının toplumda yanlış anlaşıldığını, beyin ölümünün geri dönüşü olmayan bir durum olduğuna değinerek, beyin ölümü gerçekleşen kişilerin yoğun bakım koşullarında çeşitli cihaz ve desteklerle bir süre yaşatılabildiğini ancak beyin fonksiyonlarının tamamen ve geri dönüşsüz biçimde kaybedildiğini, birkaç saat ya da birkaç gün içerisinde de yaşamlarının sona erdiğini anlattı. Beyin ölümü gerçekleşen kişilerin organlarının nakil için değerlendirilebilmesi bakımından yoğun bakım altyapısının önem taşıdığını kaydeden Türkmen, Sağlık Bakanlığının üçüncü düzey yoğun bakım yataklarını artırmasının ve organ nakli koordinatörlerini görevlendirmesinin bu sürece katkı sunduğunu ifade etti. Türkmen, mevcut altyapının daha fazla değerlendirilmesi için beyin ölümü gerçekleşen kişilerin aileleriyle yapılan görüşmelerde organ bağışının öneminin doğru anlatılması gerektiğini belirtti. - "Nakledilen böbreklerin 20-30 yıl çalışmasını istiyoruz" Türkiye'nin organ nakli alanındaki tıbbi kadrolarının uluslararası standartlarda olduğunu ancak nakil sonrası başarıların daha da artırılması için immünoloji alanında gelişmeye ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Türkmen, Avrupa İmmünoloji Federasyonu tarafından akredite edilen laboratuvarların bulunmasının bu açıdan önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Türkmen, nakil öncesinde yapılan bağışıklık sistemi testlerinin, nakledilen organın uzun yıllar işlevini sürdürmesinde belirleyici olduğunu anlatarak, "İstiyoruz ki nakil yaptığımız hastalardaki böbrekler 20-30 sene çalışsın. Bu hastalar tekrar diyalize dönmesin. İmmünoloji tetkiklerinin sağlıklı yapılması bunu sağlıyor. Nakilden önce bunlar çok üst standartta yapılırsa nakil sonrası başarımızı çok dramatik etkiliyor." diye konuştu. Türkiye'nin cerrahi ve klinik kadro bakımından güçlü olduğunu, nakil öncesi ve sonrasındaki tıbbi süreçlerin başarıyla yürütüldüğünü belirten Türkmen, sözlerini şöyle tamamladı: "Bir tek eksiğimiz kadavra bağış oranlarının az olması. Bunu da çabalayarak iyi hale getireceğiz. Organ bağışında ilk adım, kişinin bu yöndeki kararını açıkça ortaya koymasıdır. e-Devlet ve e-Nabız üzerinden organ bağışçısı olma kararının kolaylıkla beyan edilebilmesi, bu açıdan önemli bir fırsat sağladı. Geçtiğimiz yılın temmuz ayında devreye giren yeni sistemle bağış kararını beyan edenlerin sayısında üç kat artış kaydedildi ve toplam bağışçı sayısı 1 milyona yaklaştı. Bu tablo, doğru uygulamaların toplumsal katılımı artırabildiğini gösterdi. Ancak ikinci ve en kritik adım, bağış kararının yalnızca dijital sistemde kalmaması, mutlaka aile bireyleriyle de paylaşılması. 2025 yılında Türkiye'de toplam 5 bin 226 organ nakli gerçekleştirilirken, 2026 yılının 10 ayında bu sayı 4 bin 142'ye ulaştı. Organ nakli bekleyen 33 bini aşkın kişinin 28 bin 790'ını böbrek ve karaciğer nakli bekleyen hastalar oluşturuyor."
- Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen: - "Böbrek nakli özelinde konuşursak, birinci seneden sonra organ nakli yaptığımız hastaların devlete maliyeti, diyaliz tedavilerine göre yüzde 50 daha azalıyor. Çok dramatik bir farklılık oluşturuyor" - "Nakil yapabilirsek her sene devletin sağlık bütçesinden çok büyük bir kar elde edilmiş oluyor. Bu sadece bizim için değil, Batı ülkelerinde de böyle. Özellikle böbrek yetersizliğinin ileri aşamasında kullanılan diyaliz yöntemleri sağlık bütçesine çok fazla yük getiren tedaviler"

İSTANBUL (AA) - ŞADUMAN TÜRKAY - Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, böbrek naklinin hastaların yaşam süresi ve kalitesini artırmasının yanı sıra sağlık ekonomisine de önemli katkı sağladığını belirterek, nakil yapılan hastaların ilk yıldan sonra devlete maliyetinin diyaliz tedavisi gören hastalara göre yüzde 50 azaldığını bildirdi.

Türkmen, AA muhabirine yaptığı açıklamada, organ bağışının özellikle böbrek ve karaciğer gibi solid organların nakli açısından hem hastaların yaşamı hem de sağlık ekonomisi bakımından büyük önem taşıdığını belirtti.

Böbrek naklinin diyaliz tedavisine kıyasla sağlık bütçesine önemli ölçüde katkı sağladığını dile getiren Türkmen, "Böbrek nakli özelinde konuşursak, birinci seneden sonra organ nakli yaptığımız hastaların devlete maliyeti, diyaliz tedavilerine göre yüzde 50 daha azalıyor. Çok dramatik bir farklılık oluşturuyor." dedi.

Prof. Dr. Türkmen, diyaliz tedavisinde kullanılan sarf malzemelerinin büyük bölümünde yurt dışına bağımlı olunduğunu, diyaliz setleri ve makineleri gibi ürünlerin yurt dışından temin edildiğini söyledi.

Organ naklinin birçok açıdan fayda sağladığını ifade eden Türkmen, şöyle konuştu:

"Biz hekim olarak daha çok hastaların sağ kalımını, yaşam kalitesini düşünüyoruz. O konuda zaten tartışmasız en üstün yöntem organ nakli. Ama sağlık bütçesine ekonomik olarak da katkısı çok büyük. Nakil yapabilirsek her sene devletin sağlık bütçesinden çok büyük bir kar elde edilmiş oluyor. Bu sadece bizim için değil, Batı ülkelerinde de böyle. Özellikle böbrek yetersizliğinin ileri aşamasında kullanılan diyaliz yöntemleri sağlık bütçesine çok fazla yük getiren tedaviler."

- "14 bin diyaliz hastasının en az yarısına nakil yapabilelim istiyoruz"

Türkiye'nin organ nakli alanında önemli bir tıbbi birikime ve deneyime sahip olduğunu dile getiren Türkmen, canlı vericilerden yapılan nakillerde ülkenin dünyada ilk sırada olduğunu, kadavradan yapılan nakillerde ise aynı başarıyı gösteremediğini kaydetti.

Türkmen, beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden organ bağışı yoluyla yapılan nakillerde Türkiye'nin dünya sıralamasında 25-30'uncu sıralarda yer aldığını aktardı.

Türkiye'nin kadavradan organ bağışını artırabilecek sağlık altyapısına, hekim kadrosuna ve teknik donanıma sahip olduğunu belirten Türkmen, nakil yapan ve nakil sonrası hastaları takip eden ekiplerin niteliğinin yüksek olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Türkmen, organ nakli sürecinde bağışıklık sistemiyle ilgili olası doku reddini öngörmeye yardımcı laboratuvar testlerinin de başarıyla uygulanabildiğini anlatarak, "Bunu başaracak her şeyimiz var aslında. Çok büyük başarı öyküleri yazılabilir. Hekim kalitemiz çok iyi. Nakil yapan, nakil takip eden, nakille ilgili 'immünoloji' dediğimiz ret olaylarını öngören birtakım laboratuvar testleri gayet başarılı şekilde yapılabiliyor. Ama kadavradan bağış oranlarımız yetersiz. Kadavradan bağış oranlarının iyileştirilmesiyle daha fazla hasta diyaliz tedavisine ihtiyaç duymadan nakil olabilecek." değerlendirmesini yaptı.

Türkiye'de her yıl yaklaşık 14 bin kişinin diyaliz tedavisine başladığını, buna karşılık yılda yaklaşık 3 bin 500 böbrek nakli yapılabildiğini belirten Türkmen, nakil sayılarının artırılması gerektiğini vurguladı.

Türkmen, diyaliz ile böbrek naklinin hasta açısından kazanımlarının karşılaştırılamayacağını ifade ederek, "Temel prensip insanların sağlıklı ve uzun yaşaması. Diyalizle kıyaslanamayacak derecede böbrek naklinin avantajları var. Onun için istiyoruz ki bu 14 bin diyaliz hastasının en azından yarısına biz nakil yapabilelim." ifadelerini kullandı.

- "Beyin ölümü gerçekleşen kişilerde 100 aileden yalnızca 20'si organ bağışına onay veriyor"

Kadavradan organ bağışının düşük olmasının tek bir nedene bağlanamayacağını, toplumsal farkındalık ve bilinç düzeyinin bu konuda belirleyici olduğunu dile getiren Türkmen, Türkiye'nin bazı bölgelerinde bağış oranlarının Batı ülkelerindeki seviyelere yaklaştığını söyledi.

Prof. Dr. Türkmen, Türkiye genelindeki bağış oranlarının başarılı bölgelerin seviyesine çıkarılması halinde önemli bir mesafe alınabileceğini ifade ederek, "Dünyada en iyi ülkeler bu konuda İspanya ve ABD. Oralarda milyon nüfus başına senede 50 civarında kadavra çıkarken, bizde 5 civarında. Onların 10 kat daha gerisindeyiz. Bunu iyileştirmek gerek." dedi.

Organ bağışına ilişkin güven sorunları ve dini gerekçelerin de karar sürecini etkileyebildiğini dile getiren Türkmen, dini otoritelerin organ bağışının uygunluğuna ilişkin açıklamalarının toplumla daha istikrarlı biçimde paylaşılmasının önemine değindi.

Türkmen, organ bağışının yalnızca belirli haftalarda gündeme gelmesinin yeterli olmadığını, farkındalık çalışmalarının sürekli hale getirilmesi gerektiğini, basının ve özellikle görsel medyanın bu konuda önemli sorumluluk üstlendiğini belirtti.

Türkiye'de beyin ölümü gerçekleşen kişilerin ailelerinin yalnızca yüzde 20'sinin organ bağışına onay verdiğini aktaran Türkmen, "100 kişide beyin ölümü saptarsak 20 aile ancak organlarını bağışlıyor. Bunu 50'lere çıkarabilsek, 100 ailenin 50'si vefat eden yakınlarının organlarını verse zaten sorunumuz çözülüyor." dedi.

Prof. Dr. Türkmen, beyin ölümü kavramının toplumda yanlış anlaşıldığını, beyin ölümünün geri dönüşü olmayan bir durum olduğuna değinerek, beyin ölümü gerçekleşen kişilerin yoğun bakım koşullarında çeşitli cihaz ve desteklerle bir süre yaşatılabildiğini ancak beyin fonksiyonlarının tamamen ve geri dönüşsüz biçimde kaybedildiğini, birkaç saat ya da birkaç gün içerisinde de yaşamlarının sona erdiğini anlattı.

Beyin ölümü gerçekleşen kişilerin organlarının nakil için değerlendirilebilmesi bakımından yoğun bakım altyapısının önem taşıdığını kaydeden Türkmen, Sağlık Bakanlığının üçüncü düzey yoğun bakım yataklarını artırmasının ve organ nakli koordinatörlerini görevlendirmesinin bu sürece katkı sunduğunu ifade etti.

Türkmen, mevcut altyapının daha fazla değerlendirilmesi için beyin ölümü gerçekleşen kişilerin aileleriyle yapılan görüşmelerde organ bağışının öneminin doğru anlatılması gerektiğini belirtti.

- "Nakledilen böbreklerin 20-30 yıl çalışmasını istiyoruz"

Türkiye'nin organ nakli alanındaki tıbbi kadrolarının uluslararası standartlarda olduğunu ancak nakil sonrası başarıların daha da artırılması için immünoloji alanında gelişmeye ihtiyaç duyulduğunu ifade eden Türkmen, Avrupa İmmünoloji Federasyonu tarafından akredite edilen laboratuvarların bulunmasının bu açıdan önemli olduğunu söyledi.

Prof. Dr. Türkmen, nakil öncesinde yapılan bağışıklık sistemi testlerinin, nakledilen organın uzun yıllar işlevini sürdürmesinde belirleyici olduğunu anlatarak, "İstiyoruz ki nakil yaptığımız hastalardaki böbrekler 20-30 sene çalışsın. Bu hastalar tekrar diyalize dönmesin. İmmünoloji tetkiklerinin sağlıklı yapılması bunu sağlıyor. Nakilden önce bunlar çok üst standartta yapılırsa nakil sonrası başarımızı çok dramatik etkiliyor." diye konuştu.

Türkiye'nin cerrahi ve klinik kadro bakımından güçlü olduğunu, nakil öncesi ve sonrasındaki tıbbi süreçlerin başarıyla yürütüldüğünü belirten Türkmen, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bir tek eksiğimiz kadavra bağış oranlarının az olması. Bunu da çabalayarak iyi hale getireceğiz. Organ bağışında ilk adım, kişinin bu yöndeki kararını açıkça ortaya koymasıdır. e-Devlet ve e-Nabız üzerinden organ bağışçısı olma kararının kolaylıkla beyan edilebilmesi, bu açıdan önemli bir fırsat sağladı. Geçtiğimiz yılın temmuz ayında devreye giren yeni sistemle bağış kararını beyan edenlerin sayısında üç kat artış kaydedildi ve toplam bağışçı sayısı 1 milyona yaklaştı. Bu tablo, doğru uygulamaların toplumsal katılımı artırabildiğini gösterdi. Ancak ikinci ve en kritik adım, bağış kararının yalnızca dijital sistemde kalmaması, mutlaka aile bireyleriyle de paylaşılması. 2025 yılında Türkiye'de toplam 5 bin 226 organ nakli gerçekleştirilirken, 2026 yılının 10 ayında bu sayı 4 bin 142'ye ulaştı. Organ nakli bekleyen 33 bini aşkın kişinin 28 bin 790'ını böbrek ve karaciğer nakli bekleyen hastalar oluşturuyor."

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve noktahaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.