Brüksel'deki Sumud kongresinden "İsrail işgali altındaki Filistin toprakları için koordineli adım" çağrısı:
Brüksel'deki Sumud kongresinden "İsrail işgali altındaki Filistin toprakları için koordineli adım" çağrısı:
- "UAD tarafından tespit edilen hukuka aykırı duruma son vermek için gerekli tüm yasal önlemler alınmalı" - "Bu önlemler, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uygun olarak koordineli ekonomik, diplomatik ve siyasi eylemleri de içerebilir"
BRÜKSEL (AA) - Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenen Küresel Sumud Parlamenterler Kongresi'nin sonuç bildirisinde, İsrail'in işgali altındaki Filistin topraklarında yaşanan durumun uluslararası hukuka aykırı olduğu vurgulanarak, devletlere bunu sona erdirmek için somut ve koordineli adımlar atma çağrısı yapıldı.
Brüksel'de dünyanın farklı yerlerinden milletvekilleri, siyasi parti ve kamu kuruluşu temsilcileri, Birleşmiş Milletler (BM) raportörleri ve etkili birçok ismi bir araya getiren Küresel Sumud Parlamenterler Kongresi'nin sonuç bildirisi paylaşıldı.
Bildiride işgal altındaki Filistin topraklarında yaşananların uluslararası hukuk düzeni açısından ciddi bir sınama oluşturduğu belirtilerek, "İşgal altındaki Filistin topraklarındaki durum, uluslararası hukukun bütünlüğüne ve çok taraflı sistemin bağlayıcılığına doğrudan bir meydan okumadır. Ağır ihlaller karşısında harekete geçilmemesi, yalnızca etkilenenlerin haklarını değil, hukuki düzenin kendisini de zedeler." ifadeleri kullanıldı.
Metinde, uluslararası hukuk mekanizmalarının bulgularına atıf yapılarak, devletlerin hukuka aykırı durumları sona erdirmek için işbirliği yapma yükümlülüklerinin altı çizildi.
Bu çerçevede sahadaki uygulamaların ağır ihlaller kapsamında değerlendirilebileceğine değinilen bildiride, "Açlığın bir yöntem olarak kullanılması, insani yardımların engellenmesi ve sivillere yönelik saldırılar, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve Soykırım Sözleşmesi dahil olmak üzere uluslararası hukuk tarafından yasaklanan eylemler teşkil edebilir." değerlendirmesi yapıldı.
Bildiride, Filistin halkının durumunun yalnızca insani yardım perspektifiyle ele alınamayacağını vurgulanarak temel ihtiyaçlara erişimin doğrudan hak temelli bir çerçevede değerlendirilmesi gerektiğine işaret edildi.
Bu kapsamda, " Filistin halkının hakları insani bir meseleye indirgenemez. Gıda, su, sağlık hizmetleri, hareket ve dış dünyayla bağlantıya erişim, bir yardım ya da hayır meselesi değil, bir halkın kolektif yaşamını, onurunu ve gelişimini sürdürebilme kapasitesini içeren kendi kaderini tayin hakkının kurucu unsurlarıdır." ifadelerine yer verildi.
Gazze'ye erişim konusuna da değinilen bildiride, kara yollarındaki kısıtlamalar karşısında alternatif erişim mekanizmalarının gerekliliği vurgulandı.
Bu bağlamda deniz yoluyla erişimin hem insani hem de hukuki bir gereklilik olduğu belirtilerek, şunlar kaydedildi:
"Bu bağlamda Gazze'ye bir deniz koridoru, yalnızca temel ihtiyaçların ulaştırılması için gerekli ve hukuka uygun bir araç değil, aynı zamanda Filistin halkının dış erişim ve maddi süreklilik hakkının bir ifadesidir. Kara yollarının yetersiz, engellenmiş ya da keyfi şekilde kısıtlanmış olduğu durumlarda, uluslararası hukuk etkili alternatif yöntemlerin oluşturulmasını ve korunmasını gerektirir." ifadeleri kullanıldı.
Bildiride ayrıca katılımcıların kendi yetki ve sorumluluk alanları çerçevesinde hukuka uygun tüm tedbirleri geliştirme, destekleme ve uygulama yönünde taahhütte bulunduğu aktarıldı.
Söz konusu bildiride, "Yetki ve rollerimiz çerçevesinde, Uluslararası Adalet Divanı (UAD) tarafından hukuka aykırı olarak tanımlanan durumun sona erdirilmesi için gerekli tüm hukuki tedbirleri geliştirmeyi, desteklemeyi ve uygulamayı taahhüt ediyoruz." ifadelerine yer verildi.
- Devletlere çağrı yapıldı
Bildirinin "Devletlere çağrı" bölümünde ise tüm devletlerin Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkının tam anlamıyla hayata geçirilmesini desteklemesi, toprak ve doğal kaynaklar üzerindeki egemenliğini güvence altına alması, hareket özgürlüğü ve toprak bütünlüğünü koruması gerektiği vurgulandı.
Ayrıca devletlerin, hukuka aykırı durumun sürdürülmesine katkıda bulunabilecek tüm kamu ve özel aktörleri denetlemesi, ekonomik ve diplomatik araçları kullanarak bu durumun sona erdirilmesine katkı sağlaması gerektiği ifade edildi.
Bildiride toprak, deniz ve doğal kaynaklara erişimin kendi kaderini tayin hakkının ayrılmaz bir parçası, bu erişimin yeniden tesis edilmesi ve korunmasının uluslararası hukukun gereği olduğunun altı çizildi ve aynı zamanda hesap verebilirlik, tazmin ve hakların iadesine yönelik mekanizmaların desteklenmesi çağrısında bulunuldu.
- "Hukuka aykırı duruma son vermek için gerekli tüm yasal önlemler alınmalı"
Bildiride şunlara yer verildi:
"UAD tarafından tespit edilen hukuka aykırı duruma son vermek için gerekli tüm yasal önlemler alınmalı. Bu önlemler, uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine uygun olarak koordineli ekonomik, diplomatik ve siyasi eylemleri de içerebilir."
Metnin sonuç bölümünde ise uluslararası hukukun uygulanmasının ertelenemez bir yükümlülük olduğuna işaret edilerek, bu tür ciddi ihlaller karşısında devletlerin sorumluluklarının azalmadığının, aksine daha da güçlendiğinin altı çizildi. Bu kapsamda, hukuka uygunluğun yalnızca tanıma ve uyumla sınırlı olmadığı, aynı zamanda sorumluların hesap vermesini ve zarar görenlere tazminat sağlanmasını da içerdiği belirtildi.
Bildiride son olarak, ortaya konan ilkelerin somut şekilde hayata geçirilmesi amacıyla " Brüksel Doktrini"nin uygulanabilir hukuki çerçeveyi ve bunun uluslararası hukuk altındaki pratik sonuçlarını ortaya koyduğu kaydedildi.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
