Dervişoğlu, İYİ Parti TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu:
Dervişoğlu, İYİ Parti TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu:
- "15 yaş altındakilere sosyal medyanın tümden yasaklanması, en başta ifade hürriyetinin maddi, manevi varlığı geliştirme hakkının ihlalidir" - "Bir genç, eğitim fakültesine gidiyor, mezun oluyor, sınava giriyor, başarı gösteriyor. Bunların hiçbiri yetmiyor, akademi süreci çıkarılıyor, o da yetmiyor. Mülakat kapısı yeniden önüne konuyor. Öğretmen olmak isteyen genç kaç kapıdan geçecek?"
TBMM (AA) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "15 yaş altındakilere sosyal medyanın tümden yasaklanması, en başta ifade hürriyetinin maddi, manevi varlığı geliştirme hakkının ihlalidir." dedi.
Dervişoğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı'ndaki konuşmasına hayatını kaybeden eski TBMM Başkanı Hüsamettin Cindoruk'u rahmetle anarak başladı.
TBMM Genel Kurulu'nda görüşmeleri devam eden sosyal medyaya ve doğum iznine yönelik düzenlemeleri de içeren Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'ne ilişkin değerlendirmeler yapan Dervişoğlu, ailenin, gençliğin ve çocukların sanal tehlikeler de dahil olmak üzere her türden tehlikeden korunmasının, devletin en başta gelen görev ve ödevlerinden biri olduğunu belirtti.
Hiçbir koruma ödevi ile kollama görevinin, temel hak ve hürriyetlerin fütursuzca ihlali sonucunu doğurmaması gerektiğini dile getiren Dervişoğlu, "Nasıl ki güvenlik ve özgürlük dengesi sağlanması gerekli ise koruma ve hak dengesi de gözetilmelidir. 15 yaş altındakilere sosyal medyanın tümden yasaklanması, en başta ifade hürriyetinin maddi, manevi varlığı geliştirme hakkının ihlalidir." diye konuştu.
"Düzenlemeye mi karşıyız? Hayır. Peki neye karşıyız?" diyen Dervişoğlu, Anayasa'nın hak ve hürriyetlere ilişkin maddelerine değinerek, şunları söyledi:
"Anayasa'nın devlete verdiği, ailenin ve gençliğin korunması görevi hak ve hürriyetler rejiminin yok edilmesi imkanını tanımaz. Açık, anlaşılır ve kullanıma uygun ebeveyn kontrol araçlarının hayata geçirilmesi makul olmakla birlikte burada şu soruyu sormak elzemdir: 'Siz ebeveynlere internet okuryazarlığı eğitimi verdiniz mi? Bugün anne babaların yüzde kaçının bu araçları kullanabilme yeterliği vardır?' İnternet ticari olarak Türkiye'de 33 yaşında olsa da ana akım olarak yaygınlaşması 2003'tür. Bu süreçte hangi eğitim verildi? Gelişmelere karşı ne yapıldı? O gün 10'lu yaşlarında olan vatandaşlarımız bugün 30'lu yaşlarında, çoğu da çocuk sahibi. O günden geleceği göremeyen ve gerekli tedbiri alamayan iktidar, bugün sanal ortamda içine düşülen durumu yasaklarla sıvamaya çalışmaktadır."
Hükümetin ekonomi politikalarını eleştiren Dervişoğlu, milletin önüne sunulan tablonun gerçekleri yansıtmadığını, "açıklanan enflasyon oranının sokağın yangınından kopuk olduğunu" ileri sürdü.
Elektrik, doğal gaz, kira gibi temel kalemlerin, sepetteki ağırlığını düşürerek hayatın ucuzlatılmayacağını söyleyen Dervişoğlu, "Alım gücü eridi, emek ucuzladı, üretim çarkları zorlandı, maliyet altında ezilen üretici kan ağlıyor, etiketten korkan tüketici çaresiz kalıyor. Pazar filesi eve her hafta biraz daha hafif dönüyor. Kasabın önünden geçmek artık cesaret istiyor." ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin, yüksek teknolojide de oyun dışına itildiğini iddia eden Dervişoğlu, yılın ilk iki ayında yüksek teknolojili ürün ihracatının sadece 1,26 milyar dolarda kaldığını, buna karşılık yüksek teknolojili ürün ithalatının 5,63 milyar dolara ulaştığını, yüksek teknoloji grubundaki dış ticaret açığının 4,37 milyar dolara çıktığını, yüksek ve orta yüksek teknolojili ürünlerde toplam açığın ise 8,2 milyar dolara ulaştığını savundu.
Esnafın sorunlarını da anlatan Dervişoğlu, 2026 yılı şubat ayında bireysel kredi veya kredi kartı borcundan dolayı 221 bin kişinin yasal takibe düştüğünü, takipteki bireysel kredi ve kredi kartı borcunun geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 98 artarak 323,8 milyar liraya çıktığını söyledi.
Bu rakamların, sıradan bir finans verisi olmadığını belirten Dervişoğlu, "Bu, milletin artık maaşıyla değil, borçla yaşadığının belgesidir. Eskiden vatandaş ev almak için kredi çekerdi. Bugün temel ihtiyaçlarını karşılamak için kredi kartına sarılıyor. Eskiden borç, yatırım için düşünülürdü, bugün ise hayatta kalmanın aracı haline geldi." dedi.
Öğretmen adaylarının yaşadığı sorunları aktaran, mülakat sistemini eleştiren Dervişoğlu, Milli Eğitim Akademisinin mülakatı kurumsallaştırmanın yeni adı olduğunu savundu.
Dervişoğlu, "Bir genç, eğitim fakültesine gidiyor, mezun oluyor, sınava giriyor, başarı gösteriyor. Bunların hiçbiri yetmiyor, akademi süreci çıkarılıyor, o da yetmiyor. Mülakat kapısı yeniden önüne konuyor. Öğretmen olmak isteyen genç kaç kapıdan geçecek? Kaç defa kendini ispat edecek?" ifadelerini kullandı.
- "Türkiye-Rusya-Çin ittifakı önerisi" tartışmaları
Hükümetin dış politikasını eleştiren Dervişoğlu, Türkiye'nin tehlikeli bir savrulmanın eşiğine getirildiğini öne sürdü.
Böyle bir dönemde Türk dış politikasını radikal savrulmalardan korumak zorunda olduklarını belirten Dervişoğlu, "Hayretle müşahede ediyoruz ki bazıları 'Türkiye-Rusya-Çin ittifakı' önermektedir. Bu hususta evvela şunu söyleyelim, Allah kimseye gençliğinde Alparslan Türkeş'in tedrisatından geçirip, yaşlılığında Doğu Perinçek çizgisinde siyaset yapmanın dayanılmaz hafifliğini yaşatmasın." dedi.
Meselenin akılla, rakamla ve milli menfaat boyutuyla konuşulması gerektiğini dile getiren Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Türkiye'nin toplam dış ticaret açığının yüzde 83'ü Rusya ve Çin'e verilmektedir. Çin'e ihracatımız, toplam ihracatımızın sadece yüzde 1,1'idir. Buna karşılık ithalatımızın yüzde 25'i Çin'den gelmektedir. 2025 yılında Çin'e verdiğimiz açık, 45 milyar dolardır. Rusya'ya karşı verdiğimiz açık ise yaklaşık 37 milyar dolardır. Yani Türkiye, 2025 yılı içinde Rusya ve Çin'e 85 milyar dolara yakın para kazandırmıştır. Buna karşılık Avrupa Birliği ve İngiltere ile yaptığımız ticaretten 2025 yılında 11 milyar dolara yakın gelir elde edilmiştir. ABD ile ticarette de 4 milyar dolarlık fazla verilmiştir. Özet açıktır, ulusal güvenlik zorunluluğu diye sunulan Rusya ve Çin'e 85 milyar dolar ödüyoruz. Aynı çevrelerin tehdit gibi gösterdiği ülkelerden ise 15 milyar dolar kazanıyoruz."
"Kendi ülkesinin menfaatini düşünen bir siyasetçi hangi yolu tercih eder?" sorusunu yönelten Dervişoğlu, "Türkiye'nin, Rusya ve Çin'e daha fazla yakınlaşacak alanı kalmamıştır. Tam tersine, Moskova'ya ve Pekin'e gidip ittifak tezgahlamak yerine, ikili ticaretteki bu dengesizliği giderecek ciddi görüşmelere başlamak gerekmektedir." dedi.
Dervişoğlu, "Suriye'de Esad kaçmıştır. Maduro yatak odasından alınmıştır. Hamaney öldürülmüştür. Küba kıskaca alınmıştır. Kendisine dahi hayrı olmayan kağıttan kaplanları, Türkiye'de pazarlamaya çalışan işportacılar, hala ülkemizin güvenliğini bu ülkelere endekslemek istemektedir. Moskova-Pekin eksenini pazarlayanların bir kısmı, aslında buna kendileri de inanmamaktadır. Bu projelerin ucu Netanyahu'ya ve Amerika'daki neo-con lobilerine uzanan daha derin bir planın parçasıdır." değerlendirmesinde bulundu.
Bir süredir Netanyahu çevresinin ve onların ABD medyasındaki paralı askerlerinin Türkiye hakkında yazdığı makaleleri ve raporları okuduklarını aktaran Dervişoğlu, "Türkiye'yi yeni bir İran gibi göstermeye çalışıyorlar. Ülkemizi marjinalleştirmek istiyorlar. NATO'dan kopmuş, Batı'dan ayrılmış, Orta Doğu'da yalnızlaşmış bir Türkiye görüntüsü üretmeye uğraşıyorlar. Çünkü Türkiye'nin, NATO üyeliği, İsrail'in saldırganlığının önünde bir engeldir. Türkiye'nin denge politikası, Netanyahu'nun savaş siyaseti için engeldir." dedi.
Bunların hepsinin, Türkiye'yi Orta Doğu'da bir savaşa çekmek için kurulmuş planın parçaları olduğunu belirten Dervişoğlu, "Netanyahu'nun iktidarını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu dış tehdit, Türkiye üzerinden üretilmek istenmektedir. Bu kirli işleri siyasi satranç zannedenler bilsin, Türkiye ne Moskova'nın taşeronu ne Pekin'in pazarı ne Netanyahu'nun savaş bahanesi ne de içerideki maceracıların oyun tahtası olur." diye konuştu.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
