dask

EDİTÖR MASASI 3 - Dışişleri Bakanı Fidan, İsrail'in düşmansız yaşayamayacağını, Türkiye'yi düşman ilan etme arayışında olduğunu belirtti:

Gündem (AA) - Anadolu Ajansı | 13.04.2026 - 14:33, Güncelleme: 13.04.2026 - 14:59 41 kez okundu.
 

EDİTÖR MASASI 3 - Dışişleri Bakanı Fidan, İsrail'in düşmansız yaşayamayacağını, Türkiye'yi düşman ilan etme arayışında olduğunu belirtti:

- "İsrail siyasi liderliğinin Cumhurbaşkanımız karşısında bir kompleks içerisinde olduğu çok iyi dokümente edilmiş bir gerçeklik" -"(Yunanistan ve Rum Kesimi'nin İsrail'le işbirliği) Yaptıkları işbirlikleri daha fazla güven getirmiyor. Daha fazla güvensizlik getiriyor. Daha fazla sorun getiriyor. Daha fazla savaşı getiriyor. Biz onlara söyledik"
ANKARA (AA) - Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran'dan sonra İsrail’in mevcut siyasetiyle düşmansız yaşayamayacağını ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Türkiye'yi bir yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu belirtti. AAtölye'de Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk olan Fidan, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu. Fidan, 2008'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Kralı ve Katar Emiri'nin olduğu bir ortamda, Katar'ın ürettiği doğal gazın Suudi Arabistan üzerinden Türkiye'ye gelip oradan uluslararası pazarlara çıkması projesinin gündeme geldiğini, bu projenin hayata geçmesi halinde bunun bölgeye ciddi bir etki oluşturacağını söyledi. Bu projeyle ilgili çok sayıda toplantı ve tartışmanın yapıldığını belirten Fidan, Arap Baharı'yla beraber bölgede yeni bir atmosfer başlayınca projenin rafa kaldırıldığını aktardı. Fidan, 4 yıl önce Iraklıların, Kalkınma Yolu Projesi yapmak istediklerini ve bu projeyi Türkiye'ye teklif ettiklerini söyleyerek, şöyle devam etti: "(Proje) Bu, Körfez'den Faw Limanı'nın olduğu yerden Türkiye'ye direkt demir yolu hattı, doğal gaz ve petrol boru hattı ve fiber hatlarının olacağı bir altyapıyı içermekte. Irak ilk defa bölgede pozitif bir gündemle, projeyle gündeme geldi. Bu gerçekten aslında bölgeye de örnek gösterecek bir proje. Cumhurbaşkanımız konuya olumlu yaklaştı. Biz de bunun için çok çalıştık. Bölge ülkeleriyle bir araya geldik. Bölge ülkeleri daha sonra bu konuyu ilerletmede biraz frene bastılar. Geçen gün hatırlattım onlara, bu dört yılı kaybettik." Bölge ülkelerinin bu projede frene basma sebebine değinen Fidan, bölge ülkelerinin bazı problemlerinden dolayı bunun kırılamadığını aktardı. - "Bundan sonra bölgede yeni bağlantısallık projelerinin hayata geçeceğini düşünüyorum" Fidan, bu türden projeler hayata geçtiği zaman Hürmüz Boğazı'nın öneminde stratejik olarak belli yüzdeler şeklinde eksiltme olacağının altını çizerek şunları kaydetti: "Bizim desteklediğimiz, arkasında durduğumuz projeler hayata geçseydi bugün aslında Hürmüz Boğazı'yla ilgili sorunun daha az negatif sonuç ürettiğini görecektik. Şimdi ülkeler artık bundan ders çıkardılar. Kimse bu şekilde, buna bağlı olmak istemiyor ama tabii ki bu altyapıyı döşemek zaman alacak ama bir yerden başlamaları gerekiyor. Bundan sonra bölgede yeni bağlantısallık projelerinin hayata geçeceğini düşünüyorum. Türkiye'nin burada ciddi roller alacağını düşünüyorum. Türk enerji piyasası, Türk enerji, ulaştırma altyapısının bu konuda çok ciddi rol oynayacağını düşünüyorum. Özellikle kuzeyden gelen enerjiyle gündeme gelen bir husus vardı. Türkiye'nin enerji habı olmasıyla alakalı bir konu. Aslında güneyden gelen enerji bu konuda daha belirleyici olabilir." - "Bölgedeki bir güvenlik paktının artık kurulması gerekiyor" Bakan Fidan, Körfez ülkeleriyle güvenlik mimarisinin yeniden sağlanması için Türkiye'nin oynadığı rolün sorulması üzerine, "İki tane husus; birincisi genel güvenlik mimarisi, bir de ülkelerin, ülke güvenlik kapasitelerinin artırılması meselesi. Genel güvenlik mimarisine baktığımız zaman böyle bir konuya ihtiyacın olduğunu biz Türkiye olarak hatırlarsanız son iki yıldır giderek artan bir şekilde daha yapısallaştırılmış bir formülasyonla dile getirmeye başladık." dedi. Bölgedeki sorunların temel kaynağında ülkelerin birbirine güvensizliklerinin yer aldığını belirten Fidan, "Bu güvensizliğin ortadan kaldırılması için her ülkenin bir güvenlik paktı çerçevesinde birbirinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunması gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman birbirinizden emin olursunuz." diye konuştu. Fidan, bölgede güvenin sağlanması üzerine ekonomik, ticari diğer projelerin yapılabileceğini söyleyerek "Biz bunu gördüğümüz için bölgenin de güçlü bir ülkesi olarak, aslında bu dili Cumhurbaşkanımız (Recep Tayyip Erdoğan) bütün liderlerle paylaştı." ifadesini kullandı. Tam bu gündemin ilerletilmeye başladığı dönemde ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemeleri olduğunu söyleyen Fidan, şöyle devam etti: "Bu aslında bir bölünmeyi beraberinde getirirken diğer taraftan aslında bizim ortaya koyduğumuz vizyonun ne kadar hayati olduğunu da gösterdi. Ben savaş sonrası dönemde aslında bu sorunun da temelli olarak çözülmesini diliyorum ve buna yönelik çalışmaya devam edeceğiz. İran'ı da kapsayacak bir şekilde her türlü çözümün bir parçası da İran olmak zorunda." Fidan, Körfez ülkelerinin güvenlik durumuna ilişkin soruya, "Bu şok 2-3 yıldır var. Biliyorsunuz ilk şok Körfez'de özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde Husilerin roket atmalarıyla oldu. O zaman İran'ın bu türden saldırıları yoktu. Bu 3 sene öncesinden başlayan bir sorun. Atılan roketlerin vurulmaması, buna bir tedbir geliştirilmemesi konusu o zaman bu ülkeleri, açıkçası bir arayışa itti." dedi. O dönemde bölgede bir saldırı durumunda hazırlıklı olma düşüncesinin ortaya çıktığını aktaran Fidan, "Türkiye ile de bu alanda da işbirlikleri o dönem çok artmıştı. Özellikle savunma sanayinde, firmalarımızda, savunma sanayi şirketlerimizde, başta vakıf şirketlerimiz olmak üzere, SİHA, Baykar'ın orada çok fazla işi oldu Körfez'de, TUSAŞ'ın oldu. Birdenbire Türk savunma sanayinin ne kadar önemli olduğunu anladılar." diye konuştu. Fidan bölge ülkelerinin savaş sonrası dönemde Türkiye ile ilişkilerin daha da ilerletilmesini arzu ettiklerini dile getirdiğini belirterek, "Bunu daha yapısal bir şekilde bizim götürmemiz gerekiyor. Bölgedeki bir güvenlik paktının artık kurulması gerekiyor. Ülkelerin birbirlerinden emin olması için bu paktın kurulması gerekiyor." ifadelerini kullandı. - "Bu politika tarzı size daha fazla güvenlik getirmeyecek" Türkiye’nin güvenlik parametrelerini değiştirmesine yönelik gelişmelerin olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, "İttifak silsilesi zinciriyle alakalı yakın takibimiz son 3-4 yıldır kesintisiz devam ediyor. Özellikle Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail üçlüsünün Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi çevrelemeye yönelik veya bu izlenimi verecek bir operasyonun içerisinde olması meselesi bizim çok yakın radarımızda olan bir husus." diye konuştu. Fidan, bunun çok erken dönemlerde görüldüğünü aktararak, bu ekibin başka bölge ülkelerini de kendi ittifaklarına katmak için bir dönem arayış içerisinde olduğunu kaydetti. Türkiye'nin yerinde müdahaleleriyle bu projelere son verildiğine işaret eden Fidan, şunları kaydetti: "Sonuçta olay kaldı İsrail, Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan'a. Yunanistan'ın burada çok riski açıkçası politikalar izlediğini de görüyoruz. Avrupa'da hiçbir ülkenin takip etmediği türden politikaları Yunanistan'ın burada tek başına takip etme arayışında da çok ilginç hususlar var. Buna aslında biraz daha yakından bakmak gerekir. Rum kesimi oradaki tabi politika yönetimi ne kadar yanlış politikalar peşinde olduğunu, aslında bu savaşta da oldu diye bir şey çıktı. Yaptıkları işbirlikleri daha fazla güven getirmiyor. Daha fazla güvensizlik getiriyor. Daha fazla sorun getiriyor. Daha fazla savaşı getiriyor. Biz onlara söyledik. Yunanlılara da söyledik, onlar üzerinden Rum kesiminde de söyledik. Bu politika tarzı size daha fazla güvenlik getirmeyecek. Çatışmalar içerisine çekileceksiniz, biz bunu görüyoruz." Fidan, söz konusu tarafların Türkiye takıntısının çok fazla olduğunun altını çizerek, bu politika devam ettirilirken kendisinin ne türden gelecek bir zarara gireceğine ilişkin fikre sahip olamadığını söyledi. Bu strateji oluşumunda ülkelerde çok karşılaşılan bir durum olabildiğini söyleyen Fidan, "Bir hedefe kilitleniyorsunuz, o hedefe giderken aslında da yan zararlarınız neler olacak veya uzak vadeli bir takım hamlelerde nerede açmazınız olacak onu göremiyorsunuz, burada da böyle bir konu oldu. Umarız bu hatalarından vazgeçerler." dedi. Yunanistan'ın, Kıbrıs Rum Kesimi'nin İsrail'le askeri işbirliğine ihtiyacı olmadığını belirten Fidan, "Yunanistan zaten NATO'nun bir ülkesi, Rum kesimi zaten Avrupa Birliği'nin desteğini almış durumda. Bu türden bir işbirliği arayışı, askeri ittifak oluşturma arayışı, hangi akla hizmet ediyor stratejik olarak kendilerini de bana izah edebildiği yok. O, muhtemelen bir sipariş üzerine iktidara yapılan bir dayatma." ifadelerini kullandı. - "Türkiye’nin sesi, kullandığı diplomatik metodoloji, yöntem, herkesten daha farklı" Fidan, "İsrail, Türkiye’ye bakışında farklı bir agresyona mı girmiş durumda mı? Kalıcı bir politika mı yoksa konjonktürel mi davranıyor?" sorusuna, "Aslında ikisi de. Birincisi İsrail siyasi liderliğinin Cumhurbaşkanımız karşısında bir kompleks içerisinde olduğu çok iyi dokümente edilmiş bir gerçeklik. Burada şunu bir türlü hazmedemiyorlar, bölgede tonlarca olay oluyor ama bir türlü Türkiye’nin stratejik dengesi ve dengeleme çabaları Türkiye’yi öyle bir yerde tutuyor ki… İsrail bir türlü Türkiye’yi istediği gibi aşağı çekecek bir hamle göremiyor. Bu onları ister istemez belli bir dengesizliğe itiyor." yanıtını verdi. Diğer taraftan, Türkiye’nin Filistin meselesindeki, Lübnan meselesindeki söylemlerinin İsrail’in yayılmacı politikalarıyla taban tabana zıt olduğunu vurgulayan Fidan, "Taban tabana zıt durumda olan birçok ülkenin söylemi var İsrail’e karşı. Ama Türkiye’nin sesi, kullandığı diplomatik metodoloji, yöntem, herkesten daha farklı olduğu için, Cumhurbaşkanımızın dünya ölçeğindeki liderliği, dünya liderleriyle olan yakın ilişkisi, Türkiye'nin geliştirdiği etkileşim ağı; bütün bunlar İsrail biliyor ki, İsrail'in illüzyon yaratmada bütün retoriğini altüst eden bir husus. Bu gerçeklikten hareketle Türkiye’ye Cumhurbaşkanımıza, Türkiye'nin diğer siyasal elitine, liderlerine saldırması anlaşılabilir hale geliyor kendisine. İkinci husus şu, İran'dan sonra İsrail düşmansız yaşayamaz; biliyorsunuz bir retorik geliştirmek zorunda. Sadece Netanyahu yönetimi değil, muhalif olan bazı insanların da, hepsi değil bazılarının, Türkiye'yi bir yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu görüyoruz politik dil olarak. Bu da önce İsrail'de ilk önce sokak siyasetinin gerekliliği olarak ortaya çıkartılıp daha sonra devlet stratejisine dönüştürmeye çalışılan yeni bir husus." diye konuştu. Fidan, "Netanyahu var diye bir siyasal parti stratejisi görüyoruz. Netanyahu'dan sonra da bunun devletin bütün siyasi organları tarafından kabul edilmesi için bir çaba olduğunu da görüyoruz ve bunun seçim diline de yansıdığını görüyoruz." dedi. (Sürecek)
- "İsrail siyasi liderliğinin Cumhurbaşkanımız karşısında bir kompleks içerisinde olduğu çok iyi dokümente edilmiş bir gerçeklik" -"(Yunanistan ve Rum Kesimi'nin İsrail'le işbirliği) Yaptıkları işbirlikleri daha fazla güven getirmiyor. Daha fazla güvensizlik getiriyor. Daha fazla sorun getiriyor. Daha fazla savaşı getiriyor. Biz onlara söyledik"

ANKARA (AA) - Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran'dan sonra İsrail’in mevcut siyasetiyle düşmansız yaşayamayacağını ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Türkiye'yi bir yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu belirtti.

AAtölye'de Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk olan Fidan, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.

Fidan, 2008'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Kralı ve Katar Emiri'nin olduğu bir ortamda, Katar'ın ürettiği doğal gazın Suudi Arabistan üzerinden Türkiye'ye gelip oradan uluslararası pazarlara çıkması projesinin gündeme geldiğini, bu projenin hayata geçmesi halinde bunun bölgeye ciddi bir etki oluşturacağını söyledi.

Bu projeyle ilgili çok sayıda toplantı ve tartışmanın yapıldığını belirten Fidan, Arap Baharı'yla beraber bölgede yeni bir atmosfer başlayınca projenin rafa kaldırıldığını aktardı.

Fidan, 4 yıl önce Iraklıların, Kalkınma Yolu Projesi yapmak istediklerini ve bu projeyi Türkiye'ye teklif ettiklerini söyleyerek, şöyle devam etti:

"(Proje) Bu, Körfez'den Faw Limanı'nın olduğu yerden Türkiye'ye direkt demir yolu hattı, doğal gaz ve petrol boru hattı ve fiber hatlarının olacağı bir altyapıyı içermekte. Irak ilk defa bölgede pozitif bir gündemle, projeyle gündeme geldi. Bu gerçekten aslında bölgeye de örnek gösterecek bir proje. Cumhurbaşkanımız konuya olumlu yaklaştı. Biz de bunun için çok çalıştık. Bölge ülkeleriyle bir araya geldik. Bölge ülkeleri daha sonra bu konuyu ilerletmede biraz frene bastılar. Geçen gün hatırlattım onlara, bu dört yılı kaybettik."

Bölge ülkelerinin bu projede frene basma sebebine değinen Fidan, bölge ülkelerinin bazı problemlerinden dolayı bunun kırılamadığını aktardı.

- "Bundan sonra bölgede yeni bağlantısallık projelerinin hayata geçeceğini düşünüyorum"

Fidan, bu türden projeler hayata geçtiği zaman Hürmüz Boğazı'nın öneminde stratejik olarak belli yüzdeler şeklinde eksiltme olacağının altını çizerek şunları kaydetti:

"Bizim desteklediğimiz, arkasında durduğumuz projeler hayata geçseydi bugün aslında Hürmüz Boğazı'yla ilgili sorunun daha az negatif sonuç ürettiğini görecektik. Şimdi ülkeler artık bundan ders çıkardılar. Kimse bu şekilde, buna bağlı olmak istemiyor ama tabii ki bu altyapıyı döşemek zaman alacak ama bir yerden başlamaları gerekiyor.

Bundan sonra bölgede yeni bağlantısallık projelerinin hayata geçeceğini düşünüyorum. Türkiye'nin burada ciddi roller alacağını düşünüyorum. Türk enerji piyasası, Türk enerji, ulaştırma altyapısının bu konuda çok ciddi rol oynayacağını düşünüyorum. Özellikle kuzeyden gelen enerjiyle gündeme gelen bir husus vardı. Türkiye'nin enerji habı olmasıyla alakalı bir konu. Aslında güneyden gelen enerji bu konuda daha belirleyici olabilir."

- "Bölgedeki bir güvenlik paktının artık kurulması gerekiyor"

Bakan Fidan, Körfez ülkeleriyle güvenlik mimarisinin yeniden sağlanması için Türkiye'nin oynadığı rolün sorulması üzerine, "İki tane husus; birincisi genel güvenlik mimarisi, bir de ülkelerin, ülke güvenlik kapasitelerinin artırılması meselesi. Genel güvenlik mimarisine baktığımız zaman böyle bir konuya ihtiyacın olduğunu biz Türkiye olarak hatırlarsanız son iki yıldır giderek artan bir şekilde daha yapısallaştırılmış bir formülasyonla dile getirmeye başladık." dedi.

Bölgedeki sorunların temel kaynağında ülkelerin birbirine güvensizliklerinin yer aldığını belirten Fidan, "Bu güvensizliğin ortadan kaldırılması için her ülkenin bir güvenlik paktı çerçevesinde birbirinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunması gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman birbirinizden emin olursunuz." diye konuştu.

Fidan, bölgede güvenin sağlanması üzerine ekonomik, ticari diğer projelerin yapılabileceğini söyleyerek "Biz bunu gördüğümüz için bölgenin de güçlü bir ülkesi olarak, aslında bu dili Cumhurbaşkanımız (Recep Tayyip Erdoğan) bütün liderlerle paylaştı." ifadesini kullandı.

Tam bu gündemin ilerletilmeye başladığı dönemde ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemeleri olduğunu söyleyen Fidan, şöyle devam etti:

"Bu aslında bir bölünmeyi beraberinde getirirken diğer taraftan aslında bizim ortaya koyduğumuz vizyonun ne kadar hayati olduğunu da gösterdi. Ben savaş sonrası dönemde aslında bu sorunun da temelli olarak çözülmesini diliyorum ve buna yönelik çalışmaya devam edeceğiz. İran'ı da kapsayacak bir şekilde her türlü çözümün bir parçası da İran olmak zorunda."

Fidan, Körfez ülkelerinin güvenlik durumuna ilişkin soruya, "Bu şok 2-3 yıldır var. Biliyorsunuz ilk şok Körfez'de özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde Husilerin roket atmalarıyla oldu. O zaman İran'ın bu türden saldırıları yoktu. Bu 3 sene öncesinden başlayan bir sorun. Atılan roketlerin vurulmaması, buna bir tedbir geliştirilmemesi konusu o zaman bu ülkeleri, açıkçası bir arayışa itti." dedi.

O dönemde bölgede bir saldırı durumunda hazırlıklı olma düşüncesinin ortaya çıktığını aktaran Fidan, " Türkiye ile de bu alanda da işbirlikleri o dönem çok artmıştı. Özellikle savunma sanayinde, firmalarımızda, savunma sanayi şirketlerimizde, başta vakıf şirketlerimiz olmak üzere, SİHA, Baykar'ın orada çok fazla işi oldu Körfez'de, TUSAŞ'ın oldu. Birdenbire Türk savunma sanayinin ne kadar önemli olduğunu anladılar." diye konuştu.

Fidan bölge ülkelerinin savaş sonrası dönemde Türkiye ile ilişkilerin daha da ilerletilmesini arzu ettiklerini dile getirdiğini belirterek, "Bunu daha yapısal bir şekilde bizim götürmemiz gerekiyor. Bölgedeki bir güvenlik paktının artık kurulması gerekiyor. Ülkelerin birbirlerinden emin olması için bu paktın kurulması gerekiyor." ifadelerini kullandı.

- "Bu politika tarzı size daha fazla güvenlik getirmeyecek"

Türkiye’nin güvenlik parametrelerini değiştirmesine yönelik gelişmelerin olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, "İttifak silsilesi zinciriyle alakalı yakın takibimiz son 3-4 yıldır kesintisiz devam ediyor. Özellikle Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail üçlüsünün Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi çevrelemeye yönelik veya bu izlenimi verecek bir operasyonun içerisinde olması meselesi bizim çok yakın radarımızda olan bir husus." diye konuştu.

Fidan, bunun çok erken dönemlerde görüldüğünü aktararak, bu ekibin başka bölge ülkelerini de kendi ittifaklarına katmak için bir dönem arayış içerisinde olduğunu kaydetti.

Türkiye'nin yerinde müdahaleleriyle bu projelere son verildiğine işaret eden Fidan, şunları kaydetti:

"Sonuçta olay kaldı İsrail, Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan'a. Yunanistan'ın burada çok riski açıkçası politikalar izlediğini de görüyoruz. Avrupa'da hiçbir ülkenin takip etmediği türden politikaları Yunanistan'ın burada tek başına takip etme arayışında da çok ilginç hususlar var. Buna aslında biraz daha yakından bakmak gerekir. Rum kesimi oradaki tabi politika yönetimi ne kadar yanlış politikalar peşinde olduğunu, aslında bu savaşta da oldu diye bir şey çıktı. Yaptıkları işbirlikleri daha fazla güven getirmiyor. Daha fazla güvensizlik getiriyor. Daha fazla sorun getiriyor. Daha fazla savaşı getiriyor. Biz onlara söyledik. Yunanlılara da söyledik, onlar üzerinden Rum kesiminde de söyledik. Bu politika tarzı size daha fazla güvenlik getirmeyecek. Çatışmalar içerisine çekileceksiniz, biz bunu görüyoruz."

Fidan, söz konusu tarafların Türkiye takıntısının çok fazla olduğunun altını çizerek, bu politika devam ettirilirken kendisinin ne türden gelecek bir zarara gireceğine ilişkin fikre sahip olamadığını söyledi.

Bu strateji oluşumunda ülkelerde çok karşılaşılan bir durum olabildiğini söyleyen Fidan, "Bir hedefe kilitleniyorsunuz, o hedefe giderken aslında da yan zararlarınız neler olacak veya uzak vadeli bir takım hamlelerde nerede açmazınız olacak onu göremiyorsunuz, burada da böyle bir konu oldu. Umarız bu hatalarından vazgeçerler." dedi.

Yunanistan'ın, Kıbrıs Rum Kesimi'nin İsrail'le askeri işbirliğine ihtiyacı olmadığını belirten Fidan, "Yunanistan zaten NATO'nun bir ülkesi, Rum kesimi zaten Avrupa Birliği'nin desteğini almış durumda. Bu türden bir işbirliği arayışı, askeri ittifak oluşturma arayışı, hangi akla hizmet ediyor stratejik olarak kendilerini de bana izah edebildiği yok. O, muhtemelen bir sipariş üzerine iktidara yapılan bir dayatma." ifadelerini kullandı.

- "Türkiye’nin sesi, kullandığı diplomatik metodoloji, yöntem, herkesten daha farklı"

Fidan, "İsrail, Türkiye’ye bakışında farklı bir agresyona mı girmiş durumda mı? Kalıcı bir politika mı yoksa konjonktürel mi davranıyor?" sorusuna, "Aslında ikisi de. Birincisi İsrail siyasi liderliğinin Cumhurbaşkanımız karşısında bir kompleks içerisinde olduğu çok iyi dokümente edilmiş bir gerçeklik. Burada şunu bir türlü hazmedemiyorlar, bölgede tonlarca olay oluyor ama bir türlü Türkiye’nin stratejik dengesi ve dengeleme çabaları Türkiye’yi öyle bir yerde tutuyor ki… İsrail bir türlü Türkiye’yi istediği gibi aşağı çekecek bir hamle göremiyor. Bu onları ister istemez belli bir dengesizliğe itiyor." yanıtını verdi.

Diğer taraftan, Türkiye’nin Filistin meselesindeki, Lübnan meselesindeki söylemlerinin İsrail’in yayılmacı politikalarıyla taban tabana zıt olduğunu vurgulayan Fidan, "Taban tabana zıt durumda olan birçok ülkenin söylemi var İsrail’e karşı. Ama Türkiye’nin sesi, kullandığı diplomatik metodoloji, yöntem, herkesten daha farklı olduğu için, Cumhurbaşkanımızın dünya ölçeğindeki liderliği, dünya liderleriyle olan yakın ilişkisi, Türkiye'nin geliştirdiği etkileşim ağı; bütün bunlar İsrail biliyor ki, İsrail'in illüzyon yaratmada bütün retoriğini altüst eden bir husus. Bu gerçeklikten hareketle Türkiye’ye Cumhurbaşkanımıza, Türkiye'nin diğer siyasal elitine, liderlerine saldırması anlaşılabilir hale geliyor kendisine.

İkinci husus şu, İran'dan sonra İsrail düşmansız yaşayamaz; biliyorsunuz bir retorik geliştirmek zorunda. Sadece Netanyahu yönetimi değil, muhalif olan bazı insanların da, hepsi değil bazılarının, Türkiye'yi bir yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu görüyoruz politik dil olarak. Bu da önce İsrail'de ilk önce sokak siyasetinin gerekliliği olarak ortaya çıkartılıp daha sonra devlet stratejisine dönüştürmeye çalışılan yeni bir husus." diye konuştu.

Fidan, "Netanyahu var diye bir siyasal parti stratejisi görüyoruz. Netanyahu'dan sonra da bunun devletin bütün siyasi organları tarafından kabul edilmesi için bir çaba olduğunu da görüyoruz ve bunun seçim diline de yansıdığını görüyoruz." dedi.

(Sürecek)

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve noktahaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.