dask

IBS Sigorta'dan şirketlerin yurt dışı yatırımlarındaki jeopolitik risklere ilişkin değerlendirme

Ekonomi (AA) - Anadolu Ajansı | 28.04.2026 - 15:34, Güncelleme: 28.04.2026 - 16:08 44 kez okundu.
 

IBS Sigorta'dan şirketlerin yurt dışı yatırımlarındaki jeopolitik risklere ilişkin değerlendirme

- IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi: - "Şirketler öncelikle hukuki yapıyı güçlendirmeli, yatırım aracını doğru ülkede ve sözleşme mimarisiyle kurmalı, uluslararası tahkim güvencelerini değerlendirmeli, yerel ortak seçiminde titiz davranmalı"
İSTANBUL (AA) - IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği Üst Yöneticisi (CEO) Murat Çiftçi, şirketlerin yurt dışı yatırım kararlarında jeopolitik risklerin ikincil bir değişken olmaktan çıktığını ve yatırım kararı verilirken ülkenin mevcut görünümünün yanı sıra şoklara karşı dayanıklılığına bakıldığını belirtti. Şirketten yapılan açıklamaya göre, yaşanan son gelişmeler jeopolitik risklerin yatırım kararları üzerindeki etkisini değiştirirken, söz konusu riskler, yatırımın fizibilitesini belirleyen ana unsurlardan biri haline geldi. Açıklamada görüşlerine yer verilen Çiftçi, yatırımcıların önceki dönemlerde daha çok pazar büyüklüğü, iş gücü maliyeti ve regülasyona baktığını, bugün ise yaptırım riski, ticaret korumacılığı, ödeme-transfer kısıtları, enerji arz güvenliği, lojistik koridorlar ve siyasi istikrarın da aynı masada değerlendirildiğine dikkati çekti. Kırılganlığın sadece savaş bölgeleriyle sınırlı olmadığını aktaran Çiftçi, "Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kızıldeniz-Hürmüz hattı, bazı Afrika ülkeleri ve ABD-Çin eksenindeki tedarik zincirlerine bağlı Asya coğrafyası, yatırımcılar açısından daha hassas görülüyor. Dünya Ekonomik Forumu da 2025-2026 risk raporlarında özellikle Ukrayna, Orta Doğu ve Sudan gibi bölgelerde jeopolitik kırılganlığın yüksek seyrettiğine dikkat çekiyor." ifadelerini kullandı. Klasik poliçelerin tek başına yeterli görülmediğini vurgulayan Çiftçi, "Piyasada artık siyasi risk, politik şiddet, savaş riski, tedarik zinciri kırılması, iş kesintisi, ticaretin aksaması ile kesintiye uğraması ve kredi riskine yakın çalışan hibrit yapılar daha fazla öne çıkıyor. Özellikle çok uluslu şirketlerde, bir ülkedeki politik olayın başka bir ülkedeki üretimi veya teslimatı etkilemesi daha görünür hale geldiği için sigorta da bu zincirleme etkiyi karşılamaya dönük şekilde gelişiyor. Lloyd's ve uluslararası broker raporları, jeopolitik çatışmaların yalnızca doğrudan fiziksel hasarı değil, tedarik ve operasyon sürekliliği üzerindeki dolaylı etkileri de teminat tasarımının merkezine taşıdığını gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu. Çiftçi, siyasi risk sigortasının özellikle yabancı bir ülkede uzun vadeli sermaye bağlanan, kamu otoritesiyle ilişki içeren, lisans ve izin bağımlılığı bulunan ya da gelir akışı devlet kararlarından etkilenebilen yatırımlarda önemli hale geldiğini vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: "Enerji, altyapı, lojistik, finans, telekom ve büyük üretim yatırımları bu açıdan öne çıkıyor. Kapsam tarafında en temel başlıklar kamulaştırma, sözleşme ihlali, savaş ve iç karışıklık, transfer kısıtı ve yerel paranın dövize çevrilememesi gibi riskler. Dünya Bankası Grubuna bağlı Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı da siyasi risk sigortasını tam olarak bu eksende tanımlıyor ve başlıca teminatları transfer döviz transfer kısıtları ve yerel paranın dövize çevrilememesi, kamulaştırma, savaş ve iç karışıklık ile sözleşme ihlali riskleri olarak sıralıyor." - "Reasürörler risk seçimini daha disiplinli yürütüyor" Reasürans tarafında tablonun tamamen "iştah kaybı" şeklinde olmadığını, seçici, veri odaklı ve şartlı bir iştah görüldüğünü anlatan Çiftçi, kapasitenin bazı alanlarda hala güçlü olduğunu ancak fiyatlama, muafiyet, alt limit, özel kloz ve bölge bazlı istisna yönetiminin hassas hale geldiğini aktararak, şunları kaydetti: "Özellikle siyasi şiddet, savaş, kritik altyapı, deniz ticareti ve enerji nakil hatlarına bağlı risklerde 'underwriting' daha ayrıntılı yapılıyor. Buna karşılık bazı 'specialty' alanlarında ve iyi yapılandırılmış programlarda kapasitenin devam ettiğini de görüyoruz. 2025-2026 piyasa raporları, genel olarak sermayenin güçlü kaldığını ancak jeopolitik belirsizlik nedeniyle reasürörlerin risk seçimini daha disiplinli yürüttüğünü gösteriyor. Yatırım kararı verilirken sadece ülkenin bugünkü görünümüne değil, şoklara ne kadar dayanıklı olduğuna bakılıyor. Öncelikli parametreler arasında ülke riski, yaptırım olasılığı, yerel hukuk sistemi, sözleşme uygulanabilirliği, döviz transferi serbestisi, tedarik zinciri yoğunlaşması, enerji arz güvenliği, kritik altyapı dayanıklılığı, siber güvenlik, yerel ortak profili ve siyasi geçiş riskleri bulunuyor. Sektöre göre ağırlık değişiyor. Enerjide kaynak ve iletim güvenliği, altyapıda kamu otoritesiyle sözleşme ilişkisi, teknolojide veri egemenliği ve ihracat kısıtları daha belirleyici hale geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı da enerji güvenliğinin artık jeopolitik riskler, siber saldırılar, tedarik zinciri aksaklıkları ve aşırı hava olaylarıyla ele alınması gerektiğini vurguluyor." Çiftçi, uluslararası sigorta piyasalarında jeopolitik risklere karşı tercih edilen koruma stratejilerini şöyle sıraladı: "En çok tercih edilen strateji, tek bir poliçeye yüklenmek yerine katmanlı koruma yapısı kurmak. Bunun içinde siyasi risk sigortası, politik şiddet ve terör, savaş riski, 'contingent business interruption', 'trade credit', 'marine war' ve gerektiğinde sözleşme kırılması veya alıcı tarafın ödeme yapamama riskini kapsayan çözümler yer alabiliyor. Şirketler ayrıca programlarını bölge bazlı ayırıyor, kritik tedarikçilere bağlı etkilenme düzeyini haritalıyor ve poliçelerin hasar tetikleyicilerini senaryo bazlı test ediyor. Piyasadaki eğilim, korumayı 'hasar sonrası ödeme' mantığından çıkarıp bilanço dayanıklılığı ve iş sürekliliği mantığına taşımak yönünde. Lloyd's raporları da bu senaryo temelli yaklaşımın giderek standartlaştığını gösteriyor." - "Tek ülke, tedarikçi, rota bağımlılığı azaltılmalı" Şirketlerin jeopolitik riskleri yönetmek için sigorta dışında kullandıkları önleyici mekanizmalarla ilgili bilgi veren Çiftçi, "Burada en etkili yaklaşım, sigortayı tek çözüm olarak görmemek. Şirketlerin ticaret belirsizliği ve jeopolitik kırılganlıklara karşı sigorta çözümleri ile eş zamanlı olarak tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, yedekleme plan oluşturması ve operasyonel esneklikleri artırması da gerekiyor. Şirketler öncelikle hukuki yapıyı güçlendirmeli, yatırım aracını doğru ülkede ve sözleşme mimarisiyle kurmalı, uluslararası tahkim güvencelerini değerlendirmeli, yerel ortak seçiminde titiz davranmalı. Tek ülke, tedarikçi, rota bağımlılığı azaltılmalı. Paydaş haritalaması, kriz senaryosu çalışmaları, alternatif tedarik rotaları, yerel regülasyon takibi ve güçlü uyum mekanizmaları yapılmalı." değerlendirmesini yaptı. Bu yıl ve sonrası için öngörülen jeopolitik trendlerin sigorta sektörüne etkilerine değinen Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı: "2026 ve sonrasında sigorta ürünleri daha modüler, parametrik ve senaryo odaklı hale gelecek. Çünkü önümüzdeki dönemde enerji koridorları üzerindeki baskı, ticaret bloklaşması, kritik mineraller ve teknoloji tedariki üzerindeki rekabet, siber tehditler ve iklim-jeopolitik etkileşimi birlikte çalışacak gibi görünüyor. Dünya Ekonomik Forumunun 2026 raporu da jeopolitik şoklar, teknoloji kırılmaları ve iklim istikrarsızlığının birlikte hareket ettiği daha kompleks bir risk evrenine işaret ediyor. Sigorta sektörü de daha esnek, veriyle desteklenen ve sektör-ülke bazında özelleştirilmiş çözümlere yöneliyor."
- IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO'su Murat Çiftçi: - "Şirketler öncelikle hukuki yapıyı güçlendirmeli, yatırım aracını doğru ülkede ve sözleşme mimarisiyle kurmalı, uluslararası tahkim güvencelerini değerlendirmeli, yerel ortak seçiminde titiz davranmalı"

İSTANBUL (AA) - IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği Üst Yöneticisi (CEO) Murat Çiftçi, şirketlerin yurt dışı yatırım kararlarında jeopolitik risklerin ikincil bir değişken olmaktan çıktığını ve yatırım kararı verilirken ülkenin mevcut görünümünün yanı sıra şoklara karşı dayanıklılığına bakıldığını belirtti.

Şirketten yapılan açıklamaya göre, yaşanan son gelişmeler jeopolitik risklerin yatırım kararları üzerindeki etkisini değiştirirken, söz konusu riskler, yatırımın fizibilitesini belirleyen ana unsurlardan biri haline geldi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Çiftçi, yatırımcıların önceki dönemlerde daha çok pazar büyüklüğü, iş gücü maliyeti ve regülasyona baktığını, bugün ise yaptırım riski, ticaret korumacılığı, ödeme-transfer kısıtları, enerji arz güvenliği, lojistik koridorlar ve siyasi istikrarın da aynı masada değerlendirildiğine dikkati çekti.

Kırılganlığın sadece savaş bölgeleriyle sınırlı olmadığını aktaran Çiftçi, "Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kızıldeniz-Hürmüz hattı, bazı Afrika ülkeleri ve ABD-Çin eksenindeki tedarik zincirlerine bağlı Asya coğrafyası, yatırımcılar açısından daha hassas görülüyor. Dünya Ekonomik Forumu da 2025-2026 risk raporlarında özellikle Ukrayna, Orta Doğu ve Sudan gibi bölgelerde jeopolitik kırılganlığın yüksek seyrettiğine dikkat çekiyor." ifadelerini kullandı.

Klasik poliçelerin tek başına yeterli görülmediğini vurgulayan Çiftçi, "Piyasada artık siyasi risk, politik şiddet, savaş riski, tedarik zinciri kırılması, iş kesintisi, ticaretin aksaması ile kesintiye uğraması ve kredi riskine yakın çalışan hibrit yapılar daha fazla öne çıkıyor. Özellikle çok uluslu şirketlerde, bir ülkedeki politik olayın başka bir ülkedeki üretimi veya teslimatı etkilemesi daha görünür hale geldiği için sigorta da bu zincirleme etkiyi karşılamaya dönük şekilde gelişiyor. Lloyd's ve uluslararası broker raporları, jeopolitik çatışmaların yalnızca doğrudan fiziksel hasarı değil, tedarik ve operasyon sürekliliği üzerindeki dolaylı etkileri de teminat tasarımının merkezine taşıdığını gösteriyor." değerlendirmesinde bulundu.

Çiftçi, siyasi risk sigortasının özellikle yabancı bir ülkede uzun vadeli sermaye bağlanan, kamu otoritesiyle ilişki içeren, lisans ve izin bağımlılığı bulunan ya da gelir akışı devlet kararlarından etkilenebilen yatırımlarda önemli hale geldiğini vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:

"Enerji, altyapı, lojistik, finans, telekom ve büyük üretim yatırımları bu açıdan öne çıkıyor. Kapsam tarafında en temel başlıklar kamulaştırma, sözleşme ihlali, savaş ve iç karışıklık, transfer kısıtı ve yerel paranın dövize çevrilememesi gibi riskler. Dünya Bankası Grubuna bağlı Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı da siyasi risk sigortasını tam olarak bu eksende tanımlıyor ve başlıca teminatları transfer döviz transfer kısıtları ve yerel paranın dövize çevrilememesi, kamulaştırma, savaş ve iç karışıklık ile sözleşme ihlali riskleri olarak sıralıyor."

- "Reasürörler risk seçimini daha disiplinli yürütüyor"

Reasürans tarafında tablonun tamamen "iştah kaybı" şeklinde olmadığını, seçici, veri odaklı ve şartlı bir iştah görüldüğünü anlatan Çiftçi, kapasitenin bazı alanlarda hala güçlü olduğunu ancak fiyatlama, muafiyet, alt limit, özel kloz ve bölge bazlı istisna yönetiminin hassas hale geldiğini aktararak, şunları kaydetti:

"Özellikle siyasi şiddet, savaş, kritik altyapı, deniz ticareti ve enerji nakil hatlarına bağlı risklerde 'underwriting' daha ayrıntılı yapılıyor. Buna karşılık bazı 'specialty' alanlarında ve iyi yapılandırılmış programlarda kapasitenin devam ettiğini de görüyoruz. 2025-2026 piyasa raporları, genel olarak sermayenin güçlü kaldığını ancak jeopolitik belirsizlik nedeniyle reasürörlerin risk seçimini daha disiplinli yürüttüğünü gösteriyor. Yatırım kararı verilirken sadece ülkenin bugünkü görünümüne değil, şoklara ne kadar dayanıklı olduğuna bakılıyor. Öncelikli parametreler arasında ülke riski, yaptırım olasılığı, yerel hukuk sistemi, sözleşme uygulanabilirliği, döviz transferi serbestisi, tedarik zinciri yoğunlaşması, enerji arz güvenliği, kritik altyapı dayanıklılığı, siber güvenlik, yerel ortak profili ve siyasi geçiş riskleri bulunuyor. Sektöre göre ağırlık değişiyor. Enerjide kaynak ve iletim güvenliği, altyapıda kamu otoritesiyle sözleşme ilişkisi, teknolojide veri egemenliği ve ihracat kısıtları daha belirleyici hale geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı da enerji güvenliğinin artık jeopolitik riskler, siber saldırılar, tedarik zinciri aksaklıkları ve aşırı hava olaylarıyla ele alınması gerektiğini vurguluyor."

Çiftçi, uluslararası sigorta piyasalarında jeopolitik risklere karşı tercih edilen koruma stratejilerini şöyle sıraladı:

"En çok tercih edilen strateji, tek bir poliçeye yüklenmek yerine katmanlı koruma yapısı kurmak. Bunun içinde siyasi risk sigortası, politik şiddet ve terör, savaş riski, 'contingent business interruption', 'trade credit', 'marine war' ve gerektiğinde sözleşme kırılması veya alıcı tarafın ödeme yapamama riskini kapsayan çözümler yer alabiliyor. Şirketler ayrıca programlarını bölge bazlı ayırıyor, kritik tedarikçilere bağlı etkilenme düzeyini haritalıyor ve poliçelerin hasar tetikleyicilerini senaryo bazlı test ediyor. Piyasadaki eğilim, korumayı 'hasar sonrası ödeme' mantığından çıkarıp bilanço dayanıklılığı ve iş sürekliliği mantığına taşımak yönünde. Lloyd's raporları da bu senaryo temelli yaklaşımın giderek standartlaştığını gösteriyor."

- "Tek ülke, tedarikçi, rota bağımlılığı azaltılmalı"

Şirketlerin jeopolitik riskleri yönetmek için sigorta dışında kullandıkları önleyici mekanizmalarla ilgili bilgi veren Çiftçi, "Burada en etkili yaklaşım, sigortayı tek çözüm olarak görmemek. Şirketlerin ticaret belirsizliği ve jeopolitik kırılganlıklara karşı sigorta çözümleri ile eş zamanlı olarak tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, yedekleme plan oluşturması ve operasyonel esneklikleri artırması da gerekiyor. Şirketler öncelikle hukuki yapıyı güçlendirmeli, yatırım aracını doğru ülkede ve sözleşme mimarisiyle kurmalı, uluslararası tahkim güvencelerini değerlendirmeli, yerel ortak seçiminde titiz davranmalı. Tek ülke, tedarikçi, rota bağımlılığı azaltılmalı. Paydaş haritalaması, kriz senaryosu çalışmaları, alternatif tedarik rotaları, yerel regülasyon takibi ve güçlü uyum mekanizmaları yapılmalı." değerlendirmesini yaptı.

Bu yıl ve sonrası için öngörülen jeopolitik trendlerin sigorta sektörüne etkilerine değinen Çiftçi, sözlerini şöyle tamamladı:

"2026 ve sonrasında sigorta ürünleri daha modüler, parametrik ve senaryo odaklı hale gelecek. Çünkü önümüzdeki dönemde enerji koridorları üzerindeki baskı, ticaret bloklaşması, kritik mineraller ve teknoloji tedariki üzerindeki rekabet, siber tehditler ve iklim-jeopolitik etkileşimi birlikte çalışacak gibi görünüyor. Dünya Ekonomik Forumunun 2026 raporu da jeopolitik şoklar, teknoloji kırılmaları ve iklim istikrarsızlığının birlikte hareket ettiği daha kompleks bir risk evrenine işaret ediyor. Sigorta sektörü de daha esnek, veriyle desteklenen ve sektör-ülke bazında özelleştirilmiş çözümlere yöneliyor."

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve noktahaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.